scuba doo.

ilk 2 mutlu günün ardından, bugün, tam bir hayal kırıklığı oldu. bugün, dalış yapacaktık. scuba doo ve diving olmak üzere, 15 dakikalık 2 aktiviteydi ama bu yarım saat için, 11 saat, güneşin altında, hiçbir şey yapamadan bekleyeceğimizden haberimiz yoktu. düşük bütçeli bir program, sadece kaldığım otelin fiyatı, programa ödediğim fiyata denk geliyor ama ne olursa olsun, bu 11 saati bilmeliydim. usulünü bilmiyorum bu işin ama büyük şansızlık oldu kendi adıma. ilk defa dalıyorum ve bunları yaşadım. eğitmenler de, bizden daha çok eğleniyor, tadını çıkarıyordu dalmanın, suyun altında fotoğraf çekiliyordu. inanın bunu da anlamadım. bizim tek bir inişte 3-4 fotoğrafımız alındı sadece. şey gibiydik böyle, sanki tekneye rica ile alınmış, 15 dakika verelim, heves etmişlerdir şeklinde yürüdü. neyse, bir an önce unutayım, bence ben, bugünü. şansızdım. bir de uzak bir koya gittik. buna da hiç gerek yoktu. güzeldi koy ama buralarda güzel olmayan bir koy yok ki?

sonra scuba doo’lar çıktı sahneye. ilk başta, bunu yaparken de heyecanlandım, çünkü geçirdiğim son hastalıktan sonra, ciğerlerimin durumu çok iyi değildi. korktuğum gibi olmadı. alette, kafanızın çevresi kadar, oksijen doluyor, denizin altı yaşamını kısa sürede olsa, izleme, balıkları görme şansı buldum.

sonra ise, korkumdan titremeye başladım. ben, denizin üstünden korkmam ama altından çok korkarım. çocukken, babamın, bilim teknik dergilerine bakardım. okumayı bilmezdim ama fotoğraflar, dünyadaki farklı yerlere ait olduğu için, bana çok büyülü gelirdi.

birgün, bir deniz sondajı gördüm ama sondaj yanlış çizilmişti. denizin üzerinden, sanki en altı görünürmüş gibi derinlemesine bir çizim yapılmıştı. aklım çıkmıştı o kadar suyu görünce. o gün bugündür, suyun içine atladığımda, hemen çıkmak isterim.

ama yapmak istiyordum. hem üzümlü kek’e rezil olmamak için, hem de birgün bir yerlere gidersek, onun peşinden dalabileyim diye, bu işe bulaşmak istedim. tüm korkuları bir yana atıp, denemem gerekiyordu. artık o kadar da çocuk değildim. hala çocuktum ama o kadar değildim.

sonunda, sıra bana geldiğinde, kalbim küt küt atmaya başladı. daha yeni korona, geçirdiğimi ve ciğerlerimde, camlı buz kaldığını söylesem mi, söylemesem mi ikilemi yaşadım. eğer söylersem, izin vermezler diye korktum. nasıl olsa çıkarım yukarı, eğitmenle dalıyorum diyip, atladım suyun içine. başlarda iyidi. kulağımı sabitlemede pek problem yaşamadım ama dibe inince, balıkların etrafında fotoğraf çekilmeye başladık. kafamı biraz kaldırınca, suyun, 5 metre dibinde olduğumu fark ettim. yani aynı o çocukluğumda gördüğüm sondaj gibi, üzerimde tonlarca su vardı.

bir anda, iyi nefes alamamaya başladım. göz maskem de, su dolmaya başladı. birazdan tüm gözlerim yanacaktı. suyu boşaltmayı öğretmişlerdi ama ben o panikle beceremedim. sonra nasıl oldu bilmiyorum, ağzıma da ufak ufak su gelmeye başladı. hemen beni yukarı çıkar hareketi yaptım ve çıktık. toplam 10 dakika kaldık su altında. zaten, sadece 5 dakikam kalmıştı ama pek başarmış gibi hissedemedim.

panik yapmamın diğer sebebi ise, uykusuzluğumdu. ben iyi uyuyamadığımda, ben değilim. ben başka biriyim. dün, öğlen uykusuna yatınca, gece 4’e kadar uyuyamadım. sabah da 7.30’da kalkınca, şalterler attı benim.

uyuyamamın diğer bir nedeni ise, üzümlü kek’ti. gün içerisinde iki kere “allah belanı versin çocuk kalpli” mesajı geçmişti. bir de geç yattım. öldürecek beni üzümlü krallık’ta. kendi kalende uyan çocuk kalpli, kendi kalende uyan, üzümlü kek’in kalbine sığın diye, defalarca tekrar ederek, yumrum gözlerimi. çünkü kalbine ulaşmadan, aklının karşısına çıkarsam, beni, bu gece çok üzecekti.

two castles she has. one represents her heart, withinside fully piece and goodness. other is reflection of mind, you deserve what you get, when inexistence of heart occurs.

childheart

sonra başardım rüyada uyandığımda. kendi kalemde, üzümlü kek’in kalbine sığınmış, yatıyordum. üzümlü kek ise kapıya vuruyordu. çık oradan, bir şey yapmayacağım, sadece konuşacağız söz, diyordu. “a. sözü” isterim, dedim. tamam veriyorum, çık hadi, beni yalnız bırakma burada, dedi üzümlü kek ama o hala, üzümlü kek’ti. uyku saati konusunda, çok ciddi konuştu benimle. nöbet geçirmen o kadar yakın ki, her şey yeniden mahvolacak, birgün, sana, bunu söyleyeceğime inanmazdım ama uyumalısın, güç içerisinde de kafanı yastığa koymamalı, güzel bir uyku için yorulmalısın ve akşam erken yatmamalısın, asla 9’u geçirmeyeceksin, dedi.

meleğim kızma, yamaç paraşütünden geldiğimde, 1-2 saat, benim de aklımda o vardı ama yatağa azıcıkta olsa uzanınca, birden gözlerim kapandı. ayağa kalmayacak kadar yorulmuştum, hemen uykuya daldım, henüz o kadar iyileşemedim, o kadar gücüm yok, dedim.

sarıldı üzümlü kek…

geç geldiğimiz için bugün de, erken yatamadım ama son harfe basar basmaz, harika bir şekilde uyuyacağım.

mutlu geceler.

çocuk kalpli

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.