electrocution.

tüm sporları severim, toplu olanları izlemeye de bayılırım. çocukken de aşırı yaramazdım ve mahalledeki her toplu oyunda yer alırdım. kaybetmeye tahammül edemezdim. kaybedince ya ağlar, ya da topu tüm gücümle yere fırlatırdım. hıncımı toptan alırdım. bu huyumu profesyonel spor hayatımda da sürdürdüm. raketle topu kırardım masa tenisi oynarken. her maç ya sarı, ya kırmızı kart alırdım. masa tenisinde biraz değişiktir. sarı da bir şey olmaz ama ikinci sarı, kırmızıya döner ve kırmızı alınca gelecek maçta yazılamazsınız.

şu an herhangi bir topu alıp, tüm gücümle yere vurasım var.

bugün işimi de kaybettim. ilk defa peş peşe nöbet geçiyorum. cumartesi günü, ani bir kararla eve dönmeye karar verince, ilk büyük yorgunluğumda buldu beni nöbet. uykusuz ve mutsuzdum da. pazar günü sabahı kalktığımda olan olmuştu, uykumda geçirmiştim ama yapabileceğimiz herhangi bir şey yoktu. şu an tüm reçetelerim iptal edilmiş durumda, kendi elimizdekileri de kullanamıyoruz, yargıç ikinci bir kan örneği isterse ve benim kanımda bir şey bulunursa, günlerim hapiste geçecek. epileptik nöbet sonrası ilaç yardımı alamazsanız, yeniden oluyor. ben alamadım ve gün içinde ikinci kez geçirdim. mutfakta düştüm ve karaya çıkmış balık gibi çırpınmaya başladım. ya da böyle tabir edeyim:

çarpıldım…

o yüzden, işyerime sesli mesaj bıraktım. gelemeyeceğimi söyledim. yakın zamanda ciddi bir toplantı yapmıştık ve izinler konusunda, eskisi gibi olmayacaklarını açıklamıştı patronum. insan kaynakları müdürümüz, phil de bana sesli mesaj bırakmış bu sabah. vaktin olunca 5 dakika da olsun uğra, gel konuşalım, durumu demiş.

hah dedim, kovuldum.

koşarak iş yerine gittim. eşimden beni götürmesini istedim ama eşim hiç gitmemi istemiyordu. normalde trafik kazamdan sonra, benim çalışmam gerektiğini düşünmüştü ama josh’la birlikte otomotiv sektörüne can vereceğimizi duyduğundan beri, bu konudaki görüşü değişti. beni iş yerine götürdü ama şimdi içeri girmeyeyim, o adamı bir posta daha döverim, hani seninle aynı yerde çalışmıyordu bu herif, onlar kovmasa bile sen istifa et, istemiyorum bu işi yapmanı, şu an iyi de değilsin zaten, dedi.

kovulmadım ama şu an gerçekten çalışacak birine ihtiyacımız var, şu anki seninle olmaz, ayrıl işten, uzun süre dinlen, iyi olduğuna emin olunca tekrar dön, seni yine alırız, dediler.

elimdeki işleri teslim edip, ayrılacağım…

dünden beri de annem işi gücü bırak, eve gel, burada bizimle kal bir süre hem yaz da geliyor, yazlıkta oluruz, bu hastalığı beraber aşalım, diyor, ilaçsız arayalım bu sefer de çözümü.

eşimin ailesi ile birlikte gideceğim, utah gezisinden sonra, ABD’den de ayrılacağım. herhalde mayısta gider, ağustos’un sonunda dönerim. daha fazla kalamam çünkü hala kalıcı yeşil kartım elime ulaşmış değil. elimde ABD’ye girebileceğime dair, bir belge var sadece, onun da süresi ekim’de bitiyor.

dünden beri uyuyorum sürekli. arada kalkıp, sosyal medyaya bakıp, tekrar uyuyakalıyorum. vücudum iki tane birden üst üste nöbet geçirmemişti hiç. hani hep duyarız ya “üzüntüsünden yataklara düştü” diye.

yatağa düştüm…

kalenin kulelerinin kırmızı olmasına karar verdim. çünkü içim gerçekten kırmızıya dönmüş durumda. herhangi bir topu, iki elimle yere fırlatmak ve olmadı, kazanamadım diye ağlamak istiyorum.

çocuk kalpli

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.