somewhere only we know.

şu an, oturduğumuz evi, satın aldığımızda, herkese söylendiği gibi, bize de “güle güle oturun” demişlerdi. hiç gülmedim içinde. zaten sensiz nasıl gülebilir ki insan, nereye gidersen gitsin, nasıl huzur bulabilir ki?

çocuk kalpli

bunu, henüz konuşmadık ama üzümlü kekin tahmini cevabı şu olurdu: oh olsun! (hain kek. sen çok hain bir keksin ama!) kabuslu bir geceden sonra, kabus gibi bir gün de oldu. zaten rüyada kabus gördükten sonra, o günün, devamında benim için iyi geçmesine imkan yok. beyrut patlamasının çaresizliğini yaşıyorum hala kabuslarımda. patlamadan saniyeler önce o ana gidiyorum. bazen patlama sırasında, bazen de üzümlü kek’i yaralı bir şekilde gördükten sonra uyanıyorum. pijamalarımı değiştirmem gerekiyor, çünkü terden, sırılsıklam hale geliyorum.

zamanın öyle bir işleyişi var ki, her zaman hayran bırakıyor kendini. olaylar, öyle bir şekilde gerçekleşiyor ki, ne olacağını tahmin etmeniz imkansız. bugün, iş yerine gitmeliydim çünkü toplantımız vardı. lütfen ne olursa olsun herkes gelsin kodluydu. dün de evimin bahçesindeki kara atlayıp, gitmemezlik yapamadım. gittim toplantıya.

josh’un fabrikaya dönmesinden anlamalıydım zaten bir şeyin kötü gittiğini. josh, fabrikanın en başından beri, saha yöneticisidir ama ayda 1-2 gün evrak imzalamaya uğrar. pazartesiden beri ofisteymiş, bundan böyle de her gün işte olacakmış. bunu duyunca, bu toplantıdan hayırlı bir şey çıkmayacağını anladım. öyle de oldu. önce şirketin sahibi, sonra direktörü, hepimizin canını sıktı. işler iyi gitmiyor, zor bir döneme giriyoruz, eğer bizimle devam edemeyecek varsa, şimdi bıraksın çünkü herkese çok ihtiyacımız var, dendi. doktor notsuz, time off schedule’u 2 ayla sınırladıklarını açıkladılar. anlamı tatil için, 60 günden fazla çalışma saati değiştiremezsiniz. yıllık 15 günlük iznin dışında bir zaman. (yarı zamanlılar için geçerli sadece- çalışmadığınız günleri başka günler çalışıyorsunuz) ben hep dışında tutuldum bu olayın, josh yardım etti bu konuda bugüne kadar. temmuz’da bir gittim, kasım’ın ortasında döndüm ama artık böyle gitmeyecekmiş, bugün bunu anlamış oldum toplantıda.

duyar duymaz, hah şimdi bittik dedim içimden. sadece 60 gün oynamaya yapabiliyorum. 1 ay eşimin ailesi ile utah gezisine gitsem, 1 ay da kendi ailem için türkiye’ye gitsem, e üzümlü kek? üzümlü kek’e ne kaldı? onca uğraş, edin, çabala ama üzümlü kek karşına çıkınca, ya benim time off’um kalmadı, bu sene kusura bakma, seneye görüşelim mi.

zamanımız kalmadı bizim.

hemen eşime yazdım durumu. utah gezisinin biletini değiştir, nisan ayının son haftası gelirim, 3 mayıs’taki doğum gününü kutlar, dönerim, sen istediğin kadar dolaş dağlarda taşlarda ama benim yapmam gereken şeyler var, bu şirkete borçluyum, dedim. çok bozuldu ve gün boyunca tartıştık. şimdi de konuşmuyoruz. herkes odasına kapandı. kıçı kırık işin, benden daha önemli, sanki gidip başka bir işte çalışamazsın diye haklı çıkmaya çalışıyor, ben de hayatımda ilk defa işimin, kıçının kırık olmasını istiyorum belki, ayrıca bu insanlara borçluyum diyorum.

neyse, bilet değişti. olması gereken oldu. zaten istemiyordum da. o kadar uzun süre, ailesine, katlanamıyorum ben. sürekli de kavga ediyorlar. babasının en kısa cümlesi 2 dakika. öyle kafa karıştırıcı ki. basit bir şeyi, alakasız 3-4 konu ile birlikte anlatıyor, cümlenin başındaki şeyi, sonuna geldiğinizde unutmuş oluyorsunuz. adam öss türkçe’de çıkan paragraflar gibi. eşim de çok sinirleniyor buna.

bir çok insandan daha şanslı olduğumu biliyorum ama 2 yıldır, bir türlü başaramadık şu evin içinde gülmeyi. üzümlü keksiz, bir hayatın içinde mutlu olacağımı düşünmem en büyük aptallığımdı zaten.

şu an epilepsimin olmasından daha normal bir şey mi var? epilepsim, 3 yıldır var ve ilk defa üzümlü kek, libya’ya yerleşince ortaya çıktı. ama suçlu o değil. suçlu, bu olayın ardından, mutsuzluğumu ve huzursuzluğumu bastırmaya çalışan ben’im. hala kendimi anlayamıyorum. hayatımdan, bu kadar kolay gitmesine nasıl izin verdim. gidip ona yalvarabilirdim.

gençliğimize güvenip, çok tehlikeli oyunlar oynuyoruz. hali hazırda sorunlarım varken, bir de üzerine evliliği ekledim.

bu evi, alırken sevmeyeceğimiz hiçbir şeyi satın almayalım demiştik. mutluluk dışında, her şeyi satın aldık sanırım…

çocuk kalpli

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.