every teardrop is a waterfall.

son hazırlıklar da tamam. selfie çubuğumu buldum. ucuna da go pro’yu yerleştirdim. hava güzel, zemin iyi. yarın, 3 yıldan sonra pistlere dönüyorum. çok heyecanlıyım.

meleğimin, kalbine gönderdiğim mesajını girdim ama göndere basamadım, bugün, saat 3.05’te. gün içinde aklıma gelir bu 3.05’ler ve o an, taslağa kaydederim onları. saat 3.05 olunca da bir iki editleyip yollarım. bugün de öyle yapmıştım. yazdım. işyerinden gelince sıcak bir duş harika hissettiriyor. onu alıp, bu taslaktaki mesajı girdikten sonra, blog yazmaktı hedefim. her zaman da duş alıyorum çünkü ofiste de çalışsam, fabrikanın içine kontrollere giriyorum arada, üstüm başım yağ oluyor onları denetlerken. bugün 3.00’da ent randevum vardı normalde ama eşimin babası, onu içeri almadıklarından dolayı, bu randevuyu iptal etmeye ve başka doktor bulmaya karar verdi. oh dedim, benim de bugün başka hiçbir yere gidesim yok, evime gider rahatlarım. eve gittim. duş alıyorum. eşimin babası eve geldi. beni içeri almaya karar verdiler, öyleyse hadi doktora gidiyoruz, dedi. vücudumdaki köpüğü bile tam durulamadan, hazırlanmak zorunda kaldım. işte o arada, göndere basamadım. tam gitmek için arabaya bindim. hadi gireyim mesajımı, dedim baktım saat 3.10 olmuş.

bugün, üzümlü kekimin kalbi alamadı mesajını. gece saat kurup gireceğim. önden yazmış olacağım bugün. bazen böyle yapıyorum zaten.

daha gençken hep mutlu olmamız gerekiyor diye sanmıştık. sonra büyüdük ve en büyük mutlulukların, en hüzünlü anlarımızdan sonra ortaya çıktığını fark ettik. ikimizin de aynı anda büyüdüğü, tek konu, bu oldu. kötü günlerin tek anlamı, bizi mutlu günlere kavuşturmasıydı artık. 

çocuk kalpli

kekim, yine endişeliydi dün gece. ne yapsam, korkularından arındıramıyorum onu. ya bana hesabını sorarsan, ya yazı hatırlatırsan, ya incinirsem, incinmek istemiyorum artık, tek bir bakışınla bile yeniden yaralanabilirim, dedi. ben de yukarıda yazdığım şeyleri söylüyorum ona. olan oldu üzümlü kek, deli miyim seni yıllar sonra görünce geçmişin hesabını sorayım, hem suçun da yok zaten, çok sıra dışı şeyler oldu bu yaz, geride kaldı bunlar, diye teselli verdim.

gerçeği de bu. yıllar sonra hesap sormak mı. gülerim ancak. ben daha 1 saat önce kızdığım şeyin bile hesabını soramıyorum. o kadar hızlı unutuyor ki beynim bunları. beynim unutmasa da üzümlü kekimden önemli değil ayrıca. dünya üzerinde kısıtlı zamanım kaldı onunla. oturdum, yılda bir kere de olsa görür müyüm, hesabını yapıyorum. o gördüğüm gün de, bunların hesabın soracağım öyle mi. daha neler. hiçbir şey eskisi gibi değil. daha gençtik o zamanlar. daha çok zamanımız vardı. hep de mutlu olmak istiyorduk. birbirimize kötü geldiğimiz an, o da, ben de arkamıza bakmadan kaçtık hep. sonra büyüdük ve gerçek mutlulukların, böyle üzücü zamanlardan sonra çıktığını öğrendik.

gerçekten böyle bakıyorum. üzüldüğümüz şeyler olmasa, mutlu olmamızın, bu kadar büyük bir anlamı olmayacaktı. şimdi anlamı gerçekten büyük.

ent doktorum, sende migren var teşhisi koydu, bugün. bir tane de ben koyacaktım. kışın 5 kere ağır sinüzit geçirmek bile kronik sinüzit sayılmıyormuş, oluşu gayet normalmiş. ben her geçirdiğim sinüzitte, öteki dünyaya gidip geliyorum ağrıdan ve ateşten. ya bu ABD’nin sağlık sistemi beni çıldırtacak gerçekten. ne zaman bir yerimin şikayeti ile gitsem, başka yerde bir şey buluyorlar bende. yazın apandisit şikayeti ile gittim, böbreklerimde taş buldular. şimdi sinüzit ameliyatı için gittim, sende migren var, migrenin varken, sinüslerin iltihaplandığında zor zamanlar veriyor sana, dediler.

verapamil adında bir ilaç verdi ama bilmiyorum kullanır mıyım. hem epilepsine de iyi gelir diye ikna etmeye çalıştı ama ben sonuçta sinüs ameliyatı için gitmiştim oraya. istediğim gibi gitmedi pek. mutsuz ayrıldım.

neyse, 3 yıl sonra pistlere geri dönüyorum. umarım yarın, bol bol fotoğraf ve video aldığım bir kayak anım olacak. snowboard’u odama alışımdan da belli ettiğim gibi çok heyecanlıyım. her snowboard’cunun kaymaya başladığı özel bir şarkı vardır. benim “every teardrop is a waterfall”. işte benim de piste atlayış şarkım budur.

“I turn the music up
I’ve got my records on
I shut the world outside until the lights come on”

çocuk kalpli

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.