terry time!!

ne olursa olsun, değişmeyen bazı şeyler var. kadınlardan ve salı günlerinden hep çok çekiyorum. dün yediğim azarlardan sonra uyuyakalmıştım. psikolojim de yerle bir zaten. tam günlerce uyumalığım böyle. bugün kalkamayacak kadar yorgun ve motivasyonsuz hissediyordum. üzümlü kekin “kalk artık, çıldırıyorum” demesine uyandım. gece boyunca denedi kaldırmayı, baktım yine, ya burnumu sıkacak ya dövecek, kaçtım elinden. tamam kalktım, diye zıplayarak uyandım.

kendime gelme aşamasındayım hala ama baya yol aldım ettim eşime göre. neden peter’ı çağırdın, zaten genel anestezi almıştım dedim ona. işler çok kötü gitti. perşembe sabahı, odasına gidip, battal bey’i bulamıyorum, buraya mı kaçtı, demişim. battal bey değil o, battal bey’i kaybettik, magic dolaşıyor burada sabahan beri, bir türlü uykumu alamadım onun yüzünden, yolacam tüylerini aşağıya inip diye eğlendirmeye çalışmış. battal bey öldü mü, bu yaz tek arkadaşım oydu diye volümü yükselterek ağlamaya başlamışım, sonra ağlarken uyuyakalmışım. tekrar uyandığımda ise, iyi hissettirmek için tatil planlarını anlatmaya karar vermiş. ben şoka girmişim ama bu gerçekten kolay değildi, ben bunu rüyamda görmüştüm. bu konu ile ilgili sıkıntı çok büyük! o an her şekilde şoka girecektim zaten. sonra sincaplarıma fıstık almaya gitmişim ama yaya geçidinden değil, yolun ortasından yürüyormuşum. bunu da olay çıktıktan sonra, beni almaya geldiğinde güvenlik görevlisi söylemiş. sonra daha çok ağladın, daha çok ağladın, başka şansım yoktu, diyor.

buralar çok sorun değil. hayatım böyle saçmalıklar dolu benim. bunun için utanacak değilim. lakin ben az önce bir voicemail dinledim. bir basım evinden, bir mesaj bırakmışlar. cuma gecesi bir sipariş vermişim. alışılageldiğin çok dışında olduğunu için, konfirme etmek istemişler. siyah bir zarfa, beyaz fontlarla, üzümlü kekin adını ve adresini yazdırmışım. bunu yanlışlıkla yapabileceğimi, yapmasam bile bu zarfları kullandığımda, postamın büyük ihtimalle gitmeyeceğini veya geri döneceğini belirtmişler.

gitmesin zaten!!

zarfa gerek yok, ben direk arayıp, sen benim için artık ölüsün diyeyim!! (terry timeeee!!) yani inanılmaz. o kadar güzel şeyler yapıyorum ama karşısına sürekli bir saçmalıkla çıkıyorum ve rezil oluyorum. neyse ki, bu sefer durdurmuşlar. bir kartpostalı hazırlamam nerdeyse 1 ayı buluyor. içi ile ayrı dışı ile ayrı uğraşıyorum ama tüm bunlar mahvolacaktı bir zarfla.

beni bu kadar etkiliyor işte bu maddeler. şansızlığıma da bakar mısın. 1 hafta içinde, 4 kere aldım. dişçide aldım, sonra 2 sefer psikiyatri hemşirem peter geldi, dişimin ağrılara dayanamadığım bir de acilde morfin yapıldı. şu an nöbet geçirip ölsem, kimseye sürpriz olmaz! becca da gelmişti dün. bir tek o kızmadı bana. biraz kendini suçluyordu. yazın geçirdiğim travmanın sorumlusu olarak düşünüyor kendini.

bana, her şeyi anlatan bir mektup yazdırmıştı. üzümlü kek’e tüm gerçekleri anlatıyordu. hatta bu dünyada epileptik nöbet geçirdiğimi bilmesini istediğim, son kişi, okuyacaktı bu satırları. ağlaya ağlaya yollattı bana o mektubu. mektupla birlikte bir sürü kartpostal da gitmişti. üzümlü kek’ten cevap gelmedi. bir şeyler ters gidiyor, yıllarca insani yardım alanında çalışan birinin yapamayacağı türden bir şey dönüyor diye basit bir araştırma yapmış üzümlü kek ile ilgili. önce kardeşime sormuş. benden şüphelenmiş. acaba üzümlü kek diye biri hiç yok mu? kardeşim de ne yazık ki var, hepsi doğru olanların, demiş. sonra üzümlü kek’in lübnan’a geçtiğini anlamış. etiyopya’dan ani bir kararla beyrut’a geçmiş. ben çok bakmıyorum bu sayfalarına, çünkü küstürdü beni, travma oldu artık bloke olduğumu görmek, tüm hislerimi kaybediyorum ona karşı. bakmıyordum, bakmayacaktım ve uzun süre bilmeyecektim beyrut’ta olduğunu. patlamaya yakalandığından da haberim olmayacaktı. bir yaz önce, libya’da olduğu için deliriyordum, aynı şeyleri yaşamayayım diye ne olur ilgilenme onunla, bana söz ver, dedi becca. bende de bu şeyler ters etki yapıyor. hemen gidip üzümlü kek’e baktım. söz verdikten birkaç saat sonra felan…

sonrası felaket oldu zaten…

neyse, gidip başka bir zarf tasarlayayım ve artık kartpostalı yazayım. soul filmindeki “terry” gibi hissediyorum kendimi şu an. yaşamaya çalışan birine, hayır sen öldün diyerek, hayattan koparmaya çalışıyormuş gibiyim. siyah beyaz ya. arayıp, en kısa zamanda ölürsün umarım desem, daha az zarar görür. gerçekten inanamıyorum. gerekirse parasını alın ama sakın yollamayın bana bu zarfları bana dedim. cumartesi günü bu zarfı elime alıp, son kartpostalla birlikte ona gönderebilirdim. kendime diyecek şey bulamıyorum şu an.

eğer kartpostalı yazarsam iyi hissedecekmişim gibi…

çocuk kalpli

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.