iyi ki var.

sevmek, çok kırıldığında bile “burada kalpler asla kırılmaz” demekmiş. yıllar sonra, uyuduğum yerde, buna uyandım ben.

çocuk kalpli

bu kesinlikle yazdığım en zor kartpostalımız. psikolojik olarak, daha hiç düşmediğim yerlerden topluyorum sanki kendimi. içimde fırtınalar kopuyor. yağmuru ise gözyaşlarım. zarfı da yazmaya karar verdim. saçma sapan bir şey bastırmaya çalıştıktan sonra, çok suçlu hissettim kendimi. internetten örnekler indiriyorum. ilk kartpostalımda yapmıştım bunu. sonra daha çok kartpostal atacağımı anlayınca, vazgeçtim bundan. kolay değil benim için bunu yazmak. başkası için bilmiyorum. belki siz daha hızlı öğrenir yazarsınız ama benim el yazım felaket oldu hayatım boyunca. ellerim de titriyor, yıllarca psikolojik ilaç kullandığımdan dolayı. el yazımın kötü olmasının diğer bir sebebi ise, harfleri yutuyor olmam. yani “elma” yazıyorsam, e ve l harfinden sonra a’ya geçmem ve m’yi araya sıkıştırmak zorunda kalmam. otizm’in başka bir hediyesi bana. aynı şekilde okurken de oluyor bazen. bu sefer kelimeleri atlıyorum. öss’de matematikte derece yapıp, türkçe’den 5 net çıkarmıştım. 10-15 tane cevaplayabildiğimi ve coğrafya ve tarihe hiç geçemediğimi hatırlıyorum. kabuslarımda hala sınav yetişmiyor bazen.

yazar burada ne demek istemiştir, anlatım bozukluğu nerededir, dev dev paragraflar, sondan eklemeli sözcükler…

hayatımı ingilizce üzerinden devam ettirdiğimden beri, türkçe bana çok zor bir dil gibi gelmeye başladı. bence çok zor bir dil.

karta çalışırken çok uykum geliyor. kolay değil. çok fazla, anestezik maddeye maruz kaldım 1 haftalık zaman içinde. sadece kartı yazmak için uyandım açıkcası. sadece üzümlü kek için kalktım. bu birkaç yıldır böyle. rüyalarımda o kadar uyanığım ki, artık onunla ilgili her şeyi görebiliyorum. aynılıklarımız her gün artıyor. ikimiz de yolculuk yapmaktan çok hoşlanıyoruz. sadece boyutlarımız farklı. benim bu dünyadaki boyut ilgimi çekmiyor, orada dünya üzerinde bir keyif aldığımdan dolayı ama bu bazen çok üzücü bir şey. ayık kaldığınızda, canınız bu dünyadaki hiçbir şeyi istemiyor. neyse ki, üzümlü kek var benim için. uyandığımda onu düşünüyorum. içimden onunla konuşuyorum, rüyalarımızda konuştuklarımızı düşünüyorum, zaman geçiriyor. hayatımda 1 gün bile olmasaymış, devam edemezmişim gibi geliyor bazen. en kötü halimizde bile hissediyorum bunu.

iyi ki var.

kar küresi gibiydi evim bugün. grand rapids beklediği fırtınaya sonunda ulaştı. sincaplarım ortaya çıkmadı ama kuşlarım tadını çıkardı. sabahtan beri aralıksız ötüyorlar. kar çok hoşlarına gidiyor.

bugün, magic’e yeniden baktım. battal bey’e benziyor çünkü aynı ırklar ama hiçbir kuş, battal bey olamaz. ondaki cana yakınlığı veremez. bambaşka bir kuştu.

bonnie çok farklı bir kuş. albino. magic ise çekoslovak. aralarında ırkçılık sorunları var. bunu düşünemedik alırken diyeceğim ama, magic’i almaya gittiğimizde alabileceğimiz tek erkek kuş buydu. inanılmaz gerçekten. hayvanlar da bile bu sorun oluyor. benim böyle bir sorunum hiç olmadı ama gözlerimle bunu ifade edip edemediğimi bilmiyorum. azıcık korkak bakıyorsam bile siyahilerin incindiğini düşünüyorum. normalde biri şaka ile karışık benimle ilgilendiğinde ve iltifat ettiğinde, cevap verme gereği bile duymam ama bunu yapan siyahi biriyse “evliyim, allah belamı versin evliyim, eve gidince evlilik cüzdanımın görüntüsünü yollarım” şeklinde davranmak zorunda kalıyorum. incitmekten korkuyorum.

şu kartpostalı bitirir bitirmez, kendimi kayak merkezine atacağım. tabii iyi de olursam. yarın dikişlerimi aldıracağım. şu an, sürekli orayı jel ile donduruyorum. hala ağrıyor ya. en azından dişlerimle ilgili tüm işlemler tamamlanmış oldu. eğer geri kalan hayatımda kola içmez, şekerli şeyler yemezsem her şey yolunda olacak. implant var aslında bir tane daha ama yakın zaman içerisinde, böyle bir şeye kalkışamayacak kadar yılmış durumdayım. hiç tanımadığım fırtınalar kopuyor içimde şu an. her şey olsaydı da, keşke o morfin vücuduma girmeseydi. her saniye daha çok düşürüyor beni çekilirken. yazın, türkiye’deki doktorum, bunları kredi kartı kullanıyormuş gibi düşün, ne kadar kullanırsan o kadar ödeyeceksin, yılda 1-2 kereden fazla kullanırsan, asla düzelemezsin demişti. bir günlük mutluluk veriyorsa, nerdeyse 1 haftayı depresif bırakıyor. bu ihtiyaçlara ihtiyacım olması aslında o kadar üzücü ki. hiçbirini kullanmak istemiyorum.

çocuk kalpli

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.