ada.

beni, bu dünyaya gelmeye, sen ikna ettin. yoksa başka türlü, buraya, asla gelmezdim.

çocuk kalpli

her şeyi ile korkunç, yine bu dünyada ne işim olduğunu çözemeyen bir gün geçirdim. tüm gün, bu hayatı yaşamaya nasıl ikna olduğumu düşündüm. ben, soul filmindeki 22 numara olmalıydım. belki binlerce yıl, ikna edilmeyi bekledim. sonunda üzümlü kek çıktı karşıma ve beni, bu dünyada bulacağına ikna etti. başka türlüsü olamaz.

bugün günlerden perşembe, üzümlü kekimi çok seviyorum ama babaannemin de ölüm yıldönümü bugün. battal bey de öldü zaten. battal bey’in en sevdiği şarkıyı dinleyerek başladım güne. ağlayarak başladım. o kadar çok şey geldi ki aklıma ağlayacak. sanırım uzun zamandır sıkıyormuşum kendimi. şu an yazarken bayılmam umarım. gerçekten iyi hissetmiyorum. eşim, çok az anestezi aldın, yazın yaşadıklarının travması sadece bu diyor. psikologdan, yardım almam gerektiğini düşünüyor. tek başına altından kalkamayacağın kadar büyük bir yük bu, diyor. ah diyorum içimden, daha olanların 10’da 1’ini bilmiyorsun. işe, bu yüzden her gün gidemezsin, psikolojin buna hazır değil, diyor. hem, her gün çalışman demek, tatiller ve uzun yolculuklar için takvimini değiştirememen demek, yarı zamanlı çalıştığında, çalışmadığın günleri önceden çalışarak, hayatında yer açabiliyorsun diye ekliyor. yine ah diyorum içimden. bunu da insan kaynakları müdürüme sormak lazım, her gün içinden “tanıştığımız günün allah belasını versin” demiyorsa ben de bir şey bilmiyorum.

öyle çok tatil ihtiyacım olmuyor ama diye savunmaya geçiyorum. olur mu, türkiye’ye gidiyorsun, hem virüs de bitiyor, ben de baharda seni bir yere götürmek istiyorum diye heyecanlı bir şekilde konuya giriyor: zion’a rezervasyon yaptım, oradan da arizona’daki başka ulusal parklara gideriz, tepelerde, en sevdiğin hayvanlardan buluruz, çok güzel olur, diyor.

arizona’dan sonrası yok bende. o konuşmaya devam etti ama ben kaldım orada. zaman durdu. sesini alamıyorum artık. görüntü var sadece. çünkü bunun olacağını rüyamda görmüştüm. zamanda yolculuk etmişim meğer. aynı rüyada, üzümlü kek’e kartpostal gönderdiğimi de görmüştüm. kartpostalı da yazıyorum şu an.

bu rüyanın en önemli kısmı ise bu değil!

üzümlü kek sonunda dönüyor. bu geziye gidemeyeceğim çünkü onunla başka bir yere gidiyoruz.

eşimin, beni duyuyor musun diye sarsması ile kendime geliyorum. çok tepki verdin çocuk kalpli, allahım bembeyaz oldun, ambulans mı çağırsam, nöbet mi geçiriyorsun, ne olur gözlerimin içine bak diye yalvarıyor. su getir diyorum. bana, bir bardak ve bir kova su getir, bardaktaki suyu içerken, kovayı da kafamdan aşağı dök. sonra uzanıyorum biraz. buna ihtiyaç duyuyorum. bayılmadım belki ama tansiyonumun düşmemesine de yardımcı olamadım.

tekrar uyanınca, insan kaynakları müdürümüze, düşük bütçeli bir çocuk kalpli olarak, kalacağımı söylüyorum telefonda. phil, gerçekten, çok bozuluyor. tüm planlarımızı değiştirmek zorundayız, shift’ine başka bir mühendis daha almamız gerekecek, diyor sesi üzgün bir şekilde. bu, ona, ek işi yükü demek. michigan’da da bu mühendisi bulmak, özellikle virüs sürecinde imkansız gibi bir şey. üzülüyorum. sonra günün perşembe olduğunu hatırlıyorum. üzümlü kek ile çocuk kalpli’nin bayramı. sincaplarımı fıstığa boğmam gerek bugün. lakin bir bakıyorum fıstık bitmiş. açık hava da iyi gelir diyerek, petshop’a gidiyorum. alıyorum sincaplarımın fıstıkları. lakin, fıstık çuvalı ile arabama doğru giderken, birisi, dibimde, öyle bir kornaya basıyor ki birdenbire, korkudan dengemi kaybedip, elimdeki çuval ile yere düşüyorum. sanırım hala kendimde değilim. siyahi bir kadın, nesin sen gerizekalı mı, o kıçını yoldan kaldır diye bağırıyor. özür dilerim demeye kalmadan, park alanındaki başka bir kadın, sen, az önce, bir yayaya korna mı çaldın, parkta geçiş üstünlüğü yayaya aittir diye kavga başlatıyor. allahım s. gidin başımdan, yeterince derdim var zaten diye özür diliyorum siyahi kadından. öteki kadın, daha çok sinirleniyor böyle olunca. market güvenliğini bile çağırıyor. gözümün önünde resmen kavga ediyorlar. benimse, elimde sincap fıstığı çuvalı. ağlıyorum sadece. yani siyahla beyazın bitmek tükenmeyen kavgası, böyle gerizekalı bir nedene bakıyor sadece. kadınların ikisi de beyaz olsa, kesinlikle, şu kavga olmaz.

yine tansiyonum düştü, anladım ki araba kullanamayacağım. eşimi arıyorum. gel beni al. o da alıp, yürüyüşe götürüyor. bol bol temiz hava alıyoruz. türk restoranına gidiyoruz yemek almaya. bu restoranın bulunduğu “ada” adlı yeri çok seviyorum.

bu sevimli köprünün üzerindeki ışıkları sökmemişler. birazdan hava kararınca, yine fotoğraflamaya çıkacağım.

ne olduğumu şaşırmış bir haldeyim. ne işim var gerçekten bu dünyada, çözemiyorum. ne yaşadım ben böyle bugün…

çocuk kalpli

4 Comments Kendi yorumunu ekle

  1. Alev Abla dedi ki:

    Başka ülkelerde olmayıp sadece Amerika’da bu kadar yoğun olmasına şaşıyorum doğrusu. Çok geçmiş olsun yine günün bundan sonrası güzel geçsin.🧿🧿

    Liked by 1 kişi

    1. Çocuk Kalpli dedi ki:

      Bu yıl aslında ilginç bir şekilde sıcak Michigan, çok kar yağmıyor, en fazla -12’lerde. Küresel ısınma dedikleri…

      Liked by 1 kişi

  2. fundanur dedi ki:

    Geçmiş olsun Çocuk kalpli
    Babannenize Allahtan rahmet diliyorum mekanı cennet olsun inşallah🤲

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.