the great before.

harika bir animasyon izlememle haftasonum amacına ulaştı. yeni bir şey de denedim üstelik. disney plus üyeliği aldığımdan beri, ilk defa yeni bir şey izlemeye karar verdim. o da “soul” oldu. hakkında hiçbir şey okumamıştım. film de zaten jazz üzerine başladı. çok ilgilenmediğimden, televizyonda açık bırakarak, bilgisayarda blog yazmaya devam ettim. sonra birden bire, soul (joe gardener) öldü ve ahirete doğru yol almaya başladı…

ahiret burada the great beyond olarak geçiyor. lakin istemedi, kabullenemedi ve geri dönmeye çalıştı. the great before’a düştü kaçmaya çalışırken. great before ise ruhların, bedenlerine düşmeden, doğmadan önce zaman geçirdiği bir yerdi. burası beni çok sarstı, çünkü böyle olduğunu çok iyi biliyordum ben zaten. üzümlü kek’le ilk burada tanıştığımızı düşünüyorum. dünyaya gelmeden önce. bu boyutun diğer bir özelliği astral seyahatle tekrar ulaşılabilen bir yer olması. astral seyahatin de nasıl yapılabileceği, ciddi ciddi anlatılmış. sadece uyumakla değil, dünyada bir şekilde trans haline geçer, dünyayı gözün görmezse buraya ulaşırsın denilmiş. bu alttaki gemideki eleman, ölmüş biri değil. dünyada sürekli astral seyahat yapıyor. buraya ulaşabildiği gibi, ulaştığı yerden ruhları da dünyaya indirebiliyor. soul ölmek istemediği için, bu elamanı ikna ediyor dünyaya geri dönebilmek için. bu eleman da bir kapı açıyor ve soul’un konsantre olmasını istiyor. soul’a gözlerini kapa diyor. soul gözlerini kapayınca, kapıdan içeri giriyor ama heyecanlanıyor ve gözlerini açıyor o an. astral seyahatte başarısız oluyor ve gidemiyor dünyaya. ilk defa yapıyorsanız bu işi, gerçekten de gözlerinizi açtığınız anda biter. bunu da çok iyi açıklamışlar.

burada çok önemli bir ayrıntı daha var. astral seyahatle, sadece hayattan öncesine ulaşabiliyorsun, ahirete ulaşamıyorsun. bu da ölüleri neden rüyalarımızda bulamadığımızı açıklıyor. ben çok istememe rağmen, ölen erkek arkadaşımı belki 3 kere, babaannemi ise 1 kere gördüm. battal bey’i daha görmedim. bir detay daha var, astral seyahatin bazı günlerde daha iyi yapılabildiğini söylüyor eleman. güneş sistemine göre, bazı günlerin daha uygun olduğunu, iki dünya arasındaki çizginin sadece belirli zamanlarda inceldiğini anlatıyor. bu da üzümlü kekle benim nasıl birbirimize bu kadar rahat ulaşabildiğimizi açıklıyor. çünkü biz, ikiz tarihlerde doğduk. özellikle rakamlarımıza isabet eden, bazı günlerde bunu çok daha iyi yapabiliyoruz. filmle ilgili çok şey paylaşmayacağım spoiler olmaması için. çünkü film çok güzel. sadece astral seyahati anlamak isteyenlere örnek bir film olduğunu söylemek istedim. aşırı da komik. bu kedinin öldüğü sahneden sonra özellikle, gülmekten yanak kaslarınız ağrıyor.

bu sabah kalkıp bir daha izledim çünkü uyumadan önce izlediğim için bazı yerlerini hatırlayamadım uyanınca ama kesinlikle öneririm. türkiye’de disney plus henüz hizmete girmemiş ama malum sitelere düşmüştür “soul”. mutlaka izleyin.

birçok insan metafizikle alakasız, uçu açık diye yorumlamış ama benim bildiklerime göre tam olmuş. o kadar basit anlatmışlar ki, hayran kaldım.

kendi astral dünyama dönersem. üzümlü kekim çok sevdindi kartpostal işine. bu sefer seni hayal kırıklığına uğratmayacağım ama söz ver, her gün işe gideceksin, uyumak yok bundan sonra, tüm dediklerimi de eksiksiz yapacaksın, dedi. deal bebeğim! benimle de gittiğim her ülkeye geleceksin, ben nereye sen oraya bundan sonra, dedi. bu benim hayalim zaten, sen planı yap, bana sadece uçak bileti almak kalsın diye cevap verdim. çok mutlu oldu üzümlü kek.

benim de zaten hayalim tam olarak bu. tek hayalim, onun çantasına girip, onunla zaman geçirmek. eğer bu yıl başarırsa özellikle, türkiye’deki tatilimden bile vazgeçebilirim yanına gidebilmek için.

ah başarsa keşke. bir yılımızın daha ayrı geçmesine daha tahammülüm yok benim.

bugün gidip, boyama kalemleri alacağım. öyle kolay bir şey de değil ona göndereceğim kartpostalı yazmak. ciddi ciddi çalışmam gerekiyor. kaligrafi ile yazıyorum. uzun zamandır da elime almadım. küsmüştüm üzümlü keke. bir daha böyle bir kartpostalı rüyasında görür demiştim.

konu üzümlü kek olunca, asla büyük konuşmamak gerekiyor sanırım.

çocuk kalpli

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.